kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2021 Salı

geriye bakış

merhaba!

bugün beklemediğim kadar önemli bir güne dönüştü benim için. bir şeylerin içimde dönüştüğünü hissediyorum. tam bu tarihte hız treninin yukarı çıkan kısmı başlamış gibiyim. böyle hissettiğim bir anda geriye bakmak, acayipliklerle dolu son yılı değerlendirmek istedim. bu süre zarfında blogumu bir iç dökme mekanı gibi kullandığım için geriye bakışımı buradaki yazılarımı da okuyarak yapmak mantıklı geldi. kendime bir hatırlatma olsun diye de bu yazıyı burada tutacağım.

yarın aşı oluyorum (sebebini anlamadığım bir şekilde şu an aşı olabilen gruptayım?). yıllardır (evet, artık yıl-lar oldu!) bu anı bekliyordum. o geçen süre içerisinde kimi zaman her sabah aşı haberlerini aradım, her gün vaka sayılarını kontrol ettim. bir daha asla mutlu olamayacakmış gibi hissedip ağladım. ailemle tartıştım, memnuniyetsizlik duydum, yakındım, arkadaşlarıma ağladım. ex'imi stalklayıp kendimi üzdüm. yediklerimi tükürüp sağlıksız kilolara indim, yastığımdan dökülen saçlarımı topladım. boşa vakit harcadım, twitterda doomscrolling yaparak saatlerimi yedim. taştığımı, son damla sınırına eriştiğimi hissettim. "yeter artık" denilecek o nokta. insanlara sinirlendim, acılarına karşı merhametimin ve iyi dileklerimin tükendiğini duyumsadım. önceden olmayı istemeyeceğim kadar kötü biri olmak istedim.

başka neler oldu peki? ailemle öncede incelip kopma kıyısına gelmiş bağlarımı onardım. aramızda hakiki, düzgün, güven dolu ilişkiler oluşmaya başladı. yıllar sonra ilk kez okul dışında güvenli bir yerim, bir evim oldu. yıllardır görmediğim arkadaşlarımla tekrar iletişim kurmaya başladım. beni unuttuğunu sandığım insanlar bana ulaştı, destek oldu. halihazırda yakın olduğum arkadaşlarımı daha yakından tanıdım, onlara vakit ayırmayı öğrendim. pandemi olmasa asla karşılaşamayacağım yeni harika insanlarla tanıştım, hayatımda çok olumlu izler bıraktılar. burs başvurularımı yaptım. özgüvenimi yeniden kazanmamı sağlayacak minik başarılar elde ettim. bütün bunlar bana eksikliğini çektiğim en önemli şeyi geri verdi: güven. 

ve şimdi, şu anda, geriye dönüp baktığımda, pandemi öncesinde sahip olduğum, gözümde büyüttüğüm o hayatı geri istemediğimi, şu anda elimde olan hayatla onu değiştirmek zorunda kalsam üzüleceğimi görebiliyorum. ilk başta "felaket"  olarak gördüğüm bu olaylar yaşanmadan hayatımın izlemiş olabileceği o alternatif yolu istemiyorum. paralel evrende bunları yaşamamış olan insan olmayı istemiyorum. hayatımın, dünyanın bu versiyonuyla barıştım. evet, yarı distopik, kim bilir başka hangi felaketlerin bizi bulacağı bir dünya bu. belki asla tatmin etmeyecek. belki asla iyiye gitmeyecek. belki asla kendi etik değerlerimle, dünyanın var oluş biçimiyle, çarpıklığını duyumsadığım ve isyan etmek istediğim şeylerle barışamayacağım.

ama yine de bu hayatı kabul edebiliyorum. 

tekrar denemeyi göze alabiliyorum.

ve bu yüzden çok mutluyum.

bu da kendime bir hatırlatma olsun. bu da geçti. bundan sonrakiler de geçecek. yanlış şeylere tüm gücünle tutunmaya çalışıp kendine zarar verme bir daha. olan bitene kızdın diye öfkeni içine yöneltme. seni sevenlere de yöneltme. hepsi geçecek. her şey geçici.


20 Mayıs 2021 Perşembe

fırtına tanrıçası







fırtına tanrıçası

dinle duamı

dindir içimdeki azgın rüzgarı


fokur fokur kaynıyor kanım

denizin dipsiz dalgalarıyla

birbirine giriyor dalga ve yağmur

göğsüm gürlüyor çağıltısıyla

ağzımdan şimşekler çıkartmak istiyorum 

kara uzayın boşluklarına

ellerim karanlığı yarsın

haykırayım yokluğun avlularına

ateş ve kan kusayım yedi gün yedi gece

su ve ateş buluşsun cızırdayan bedenimde

zıtlıklara hükmedip bir simyacı olayım

evren itaat etsin ruhumun iradesine


ben ki parmaklarımdan ateşler çıkartmıştım

yoklukta varlık bulup dağılanı onarmıştım

çölde su, suda ışık, gökte yağmur yaratıp

evrenin boşluğunu desenlerle donatmıştım

neydi benim kudretim, aniden ortaya çıkan?

nerede kaybettim onu

neydi cinsi, adı, tadı

tenimi okşayan ısısı

göğsüme vuran neşesi

güzel bir şeydi güç parmaklarımın ucunda

muktedirdim ben, anlayandım

neydi o deli güveni, aniden içimde yeşeren?

ne vakit kaybettim onu,

-neden, neden, neden, neden-

şimdi havayı kokluyorum

onu yine duyayım diye

cızırtılı yanık kokusu

saçımın havaya dikilişi

kol tüylerim diken diken

bir kelimeyi unutmuş gibi kötü bir tat var ağzımda

gözümü sımsıkı yumup onu görmeyi bekliyorum

o bir anlık parıltı

asla tutunamadığım

gökleri gürleten şimşeğin

sahipsiz parıltısı


yardım et bana fırtına tanrıçası

duy sesimi ve yakarımı

açmak istiyorum yeniden

gözümü en çılgın manzaralara

koşmak istiyorum doyasıya

benden giden her ne varsa

hepsini geri istiyorum

kaybımı geri ver bana

ben yaşamak istiyorum.


2 Ağustos 2020 Pazar

çizim günlüğü - 2 ağustos 2020 - ve bir şiir




dark night,
street lights,
we were walking - your hand in mine

as we kissed:
my heart burst open
giving birth to a thousand fireflies.

they became
a thousand moments between you and me
a thousand touches that left shiny marks on my skin
a thousand words to build small nests in my mind, digging deep
claiming every little hole in my worn out soul

a thousand - it's just a number
vast, but finite



bu kadar cringey şeyler yazdığım için üzgünüm :D nedense kalbimden çıkan ateş böcekleri imgesi gözümde canlandı ve bunu söze dökmeye ihtiyaç duyduğumu hissettim. şiir yazan biri değilim, ingilizce yazmak (akademik makaleler dışında) alışık olduğum bir şey değil. fakat bu sahne aklımda bu şekli aldı. kötü bir forma bile olsa kendimi ifade etmek beni rahatlatıyor, bir şeylerin içimde birikmesini engelliyor.
 
her ne kadar kendime itiraf etmekte zorlansam da bazı duygularımın etkisi altındayım şu anda. güçlü bir etki ve geçmiyor. normal hayata dönememeyi kötü hissetmek için bir bahane olarak kullanmak istemiyorum. her gün farklı ve beni mutlu edecek bir şeyler yapıyorum, ama bazı anılar zihnime yuvalanmış durumda, yok edemiyorum. onlar yokmuş, hiç yaşanmamış gibi davranmaya çalışıyorum (her ne kadar sağlıklı olmadığını bilsem de) ama işe yaramıyor.

öte yandan bunları tamamen hatırlamama ve duygularıma kapılmama izin verirsem bununla nasıl baş ederim bilmiyorum. bu ihtimalde görebildiğim tek şey depresyon ve üzüntü. kendimi tamamen buna teslim edemem.

okulu ve insanları çok özledim. o dinamizmi, her gün bir şeyler yaşanacağını bilmeyi... şu anda bir sürü yeni deneyim yaşıyorum, ama hepsi bir vakumun içerisinde gerçekleşiyormuş gibi hissettiriyor insanlarla somut bir temasım olmayınca. böyle hissedince de bana sağlanan imkanların ve yaşadığı güzel anların değerini bilmiyormuşum gibi geliyor.

neyse, yine buraya duygularımı döktüm :p hadi hayırlısı.


13 Temmuz 2020 Pazartesi

sevgisizlik

bugünlerde yaptığım iyi bir şey var: neredeyse her gün koşuya çıkıyorum.

bu aktiviteye iyi duygularla başladığımı söyleyemem. normalde koşu pek sevdiğim bir egzersiz türü değil. skolyozum olduğu için koşarken hep tek tarafıma daha çok basıyorum, bu da sinirimi bozan bir şey. ne var ki uzun süre evde kapalı kalınca bacaklarımı çalıştıracak bir şey bulmam zorunlu hale geldi, bunun için de koşudan iyi bir seçenek bulamadım. evde squat yapmayı denerken yere düşüyorum, onun da bu tercihte etkisi olduğunu itiraf etmem lazım :p

neyse, bir şekilde asimetri duygusuna alıştım, kondisyonumu da arttırdım. artık benim için önceden uzun sayılabilecek bir mesafeyi nefesim tıkanmadan ve rahatsız hissetmeden koşabiliyorum. vücudumun bu noktaya gelmiş olması beni çok mutlu ediyor. böyle sıkıntılı dönemlerde ufak fiziksel hedefler belirleyip bunlara ulaşmak harika bir duyguymuş. her şey takılı kalmışken, bir şeyler asla gelişip dönüşmüyormuş gibi gelirken kendi bedenimin iyi kötü bir şeyler yapabildiğini görmek, kaslarımın kapasitesini arttırmak kendimi çökkünlüğe bırakmama engel oluyor. egzersizin endorfin salgılatmasıyla ilgili söylenenler de doğru sanırım: genelde koşup yoga yaptıktan birkaç saat sonra alışık olmadığım türden bir mutluluğa kapılıyorum. biri vücudumun içinde ışık yakıyormuş gibi tatlı bir duygu.

koşu meselesinden bu kadar olumlu bir şekilde bahsettim ama asıl gelmek istediğim konu bu değil aslında. bugün koşarken uzun süredir kafamı oyalayan bazı düşüncelerin iyice açıldığını hissettim ve şu anki halimle ilgili bazı şeylerin ayırdına vardım. hayata dair ufak anlarda hissettiğim sevgiyi yitirmiş gibiyim, bu yüzden yazının başlığı "sevgisizlik". doğaya, canlılara, normalde bağ kurabildiğimi hissettiğim varlıklara bakarken aynı sevgiyi hissedemiyorum. derin ve güçlü olan ilişkilerimde (arkadaşlarımla, bir iki aile üyemle ve mentorum olarak gördüğüm insanlarla olan ilişkilerimi kastediyorum) bu geçerli değil. onlarla olan bağım neyse ki hala güçlü ve sağlıklı bir durumda (çok şükür!!). öte yandan dünyanın kalanına kendimi kapamış gibiyim.

bunun muhtemel sebeplerini düşündüm. pandemi sürecinin bir etkisi olduğu çok belli, geçmişte belli sebeplerden dolayı içerlediğim ve bunu ifade edemediğim aile üyelerimle uzun süre bir arada olup beraber bir hayat kurunca ister istemez günlük hayatıma hakim olan tavır değişti. bazı açılardan savunma moduna geçtiğimi, sürekli ev içerisinde kendi alanımı ve haklarımı koruma çabasına girdiğimi hissediyorum. bu noktada ailemle iletişimim eskisine göre daha sağlıklı ve düzgün, ama ne kadar uğraşsam da onlarla sevgiye dayalı bir ilişki kurmakta zorluk çekiyorum. rasyonel ve araçsal bir ilişki olabiliyor sadece. bir de artık atlatmış olmam gereken ayrılık sürecinin etkisi var tabii. şu anda hiç acı hissetmiyorum, ama bu sürecin hissettirdiği acı yok olurken eski sevgilime karşı düşüncelerim olumsuz bir hal aldı. kendimi koruyup karşımdakini olumsuzlayan bi noktaya geçtiğimi düşünüyorum. dış dünyaya karşı güvenimin biraz kırıldı galiba.

pandeminin başındayken buraya yazdığım bir iki şeyi okudum. çok olumlu ve umutlu sayılabilecek şeyler yazmışım, şu anki halime göre daha olgun bir konumdaymışım. şu anda biraz sinirli ve öfkeliyim. izolasyon sürecim çok uzadı ve kalabalık içinde sosyalleşmeyi çok özledim. bazen öfkemi fiziksel olarak hissedebiliyorum. bir şeylere vurmak ve bağırmak istiyorum. geçici olarak çözümüm kendi kendime agresif şarkılar açıp boş bir odada kafama göre dans etmek ve metallica dinlemek. bir yandan öfkemi bu şekilde boşaltmak, bir yandan da ufak şeylerle ve ev ilişkilerimde sevgiyi yeniden büyütmek gibi bir niyetim var. dün babamla konuşurken daha nazik olmaya çalıştım ve denize, güneşe falan bakarken doğayı sevdiğimi kendime hatırlattım. bugün hiç öyle sevgi dolu değilim, evin içinde sert hareketlerle dolaşıyorum ve birilerini dövdüğümü hayal ediyorum :p ama neyse ki evde hiç kimse yok, o yüzden öfkemi rahatça boşluğa yöneltebilirim. öfkenin en azından bir iyi yanı var: bazen üretken davranışlara dönüştürülebiliyor. kendimi hınçla çalışırken, koşarken, kitap okurken bulabiliyorum. yine de sağlıklı değil tabii ki. umarım geçer.

en azından bu ara kendimle ilişkim biraz düzelmiş gibi. biraz kırılgan şekilde de olsa özgüvenim arttı sanırım. belki de hissettiğim şeyin üzüntü ve depresyon yerine öfke olmasının nedeni budur: kötü duygularımı içime değil de dışıma yöneltince form değiştirmiştir belki.

bugünlük boş gevelemelerim de bunlar olsun :p iyice günlüğe döndü burası, bir ara kitap yazısı falan yayınlamaya çalışayım bari.

edit: yazıyı yeniden okurken fark ettim ki bilgisayarım ne zaman pandemi yazsam bunu "pandamı" şeklinde değiştiriyor... SRSLY?!?!?!?!?

çizim günlüğü - 13 temmuz 2020















27 Haziran 2020 Cumartesi

17 Mayıs 2020 Pazar

çizim günlüğü 2 (ve gelincikler!)


yine bir şeyler çizdim. geçen gün de aşağıda tarla gibi bir yerde ablamla dolaşırken gelincik gördük - en sevdiğim çiçek türü! bana nasıl gelincikten "gelin" yapıldığını gösterdi, çocukluğunda çok yaparlarmış. minik uzaylı kadınlara benziyorlar.

bugün karantinada zor bir gün geçiriyorum :(
keşke her şey düzelse







16 Nisan 2020 Perşembe

yılmadım ve hala bir şeyler çiziyorum


(wow so fancy)


(skeleton with an unintentionally disproportional body)


(i think this one looks kinda cool)


(i have shaky hands)




2 Nisan 2020 Perşembe

karantinadayım

merhaba.

sabah uyanıyorum. uyanıyorum. uyanı...

elimi uzatıyorum. telefona dogru. alarmı kapatıyorum.

telefon. mesajlara bakıyorum. tabii ki mesaj yok. yine de mesajlara bakıyorum. iç geçiriyorum. uyumalı. yım. hayır uyanmalıyım. mesajlara bakmamalıyım. (orada görmek istediğim şeyi görmeyeceğim.) mesajlara bakmamalıyım. mesajlara...

tabii ki mesajlara bakıyorum.

karantina garip geçiyor. bir şeyler okudum. bir şeyler düşündüm. bir şeyler çizdim. hepimiz hayatta kalmak için bir şeyler yapmak zorundayız.

buraya çizdiğim iki şeyi karantina anısı olarak ekliyorum:



that's all, folks!

hayatta kalalım.